image

Kaderi Değiştiren, Aracılığın Gücü

Hiçbir arkadaşınızın ya da kardeşinizin başı belaya girip, ona yardım etmek için araya girdiğiniz oldu mu? Belki bir öğretmenden, annenizden ya da babanızdan ceza almak üzereydiler ve siz ceza verecek olanı onu affetmeye veya cezasını hafifletmeye ikna ettiniz. Ya da daha iyisi, başka birisi bunu sizin için yaptı. Herhangi bir çocuğa bu soruları sorarsanız, size hemen bir-iki öykü anlatabilir! Şefaat de denilen, başkalarına yardım etmek için arabuluculuk yapmak, üzerinde düşünülmesi gereken en güçlü kavramlardan biridir. Ayrıca, gerçekleştirildiğinde en güçlü ve yaşam değiştirici eylemlerden biri olur! Şimdi başkalarının yararına arabuluculuk yapan iki kişinin öykülerini inceleyelim. Hamza Bey çay içerek birkaç el okey oynamanın sinirlerini yatıştıracağını düşünmüştü. Fakat hâlâ midesinde bir düğüm vardı. Ailenin reisi olarak bir duruş sergilemesi gerektiğini biliyordu. Begüm'ün evlilik dışı hamile kalarak bütün aileye yüzkarası olmasından sonra aileden atılması gerektiğini biliyordu. Ancak derinlerde bir yerlerde, kızının tek başına kalması düşüncesi ona sıkıntı veriyordu. Nerede olduğunu ve başına neler gelebileceğini düşündü. Haberi ilk kez Begüm'ün kendi ağzından duyduğunda duygularına hakim olamamıştı. Fakat ilk şok geçtikten sonra, iyice aklı karışmıştı. Kimseye itiraf edemiyordu, ama sanki kalbi ikiye yarılmıştı. Bir yanda, olan olmuştu. Hayat artık eskisi gibi olamazdı. Hem sonra aile ne düşünecekti, hele komşular? Diğer yandan ise, ailenin bir şeyler olduğunu anlamaları an meselesiydi. Begüm'ü affetmeyi ve bu soruna bir çözüm bulmayı çok istiyordu, fakat omuzlarında toplumun, dinin ve gururun baskısını hissediyordu. Hamza, kendi kendine: “Neden her şey eskisi gibi olamıyor? Ben çocukken hayat çok daha kolaydı. İnsanlar geleneklere riayet ederlerdi. Bir oğlan ve kız, hiçbir zaman ailelerine ihanet etmezlerdi. Fakat zamanlar değişti. Kendi başlarına düşünmek istiyorlar. Kimi zaman bu nesli hiç anlamıyorum.” diye düşündü. Hamza, işyerinde bir uzun gün daha geçirdikten sonra sakin bir şekilde evine döndü. Masada oturup akşam yemeğini yerken, sağındaki boş sandalyeyi fark etmek zor değildi. Diğer kızı Ayşe ise solunda olmasına rağmen, sanki orada değilmiş gibiydi. Kıkır kıkır gülerek herkese gününün nasıl geçtiğini sormak yerine, orada sessizce oturuyordu. Yemek bitip karısı Yasemin ortalığı toplamaya başladığında, Hamza televizyon izlemeye oturdu. Karısının gözlerindeki ifadeden, konuşmak istediğini anlayabiliyordu. Yasemin dünyasal anlamda eğitimli değildi. Liseyi bile bitirmemişti, ancak ondan daha ağırbaşlı bir kadın bulmak zordu. Misafirperver, sevgi dolu ve şefkatliydi. Başkalarına hizmet etme düşüncesini sevmeyen tanıdığı bazı insanların aksine, Yasemin bundan zevk alıyordu. Yaşlı bir komşuyu ziyaret etmediği, mahallenin köpeklerini beslemediği veya arkadaşlarını arayıp sormadığı bir gün geçmiyordu. Fakat tıpkı Hamza gibi, geçen hafta onun için de çok zor olmuştu. Hayatın böyle devam edemeyeceğini biliyordu. Bu nedenle, Hamza'dan Begüm'ün eve dönmesine izin vermesini istemeye karar verdi. Telâşla çayı hazırladı ve oturma odasında Hamza'yla birlikte oturdu. Yasemin “Acaba Begüm şimdi ne yapıyordur? Yemek yemiş midir, yoksa aç mıdır?” dedi. Hamza “Tek derdimiz bu mu şimdi? Umurumda bile değil!” dedi. “Yalan söylüyorsun! Günlerdir uyumadın. Beş gündür de neredeyse hiçbir şey yemedin.” Hamza “Of ya! Ne diye üsteleyip duruyorsun? Biraz hastayım, o kadar!” dedi. “Hamza! Yazıklar olsun sana! Yüzüme bak ve doğru söyle. Beni kandıramazsın. Sen de Begüm'ü düşünüyorsun. Ne yapacağız?” Hamza “Olan oldu. Yapacak bir şey yok!” karşılığını verdi. “Hamza, Begüm bizim kızımız. Doğduğunda onu kollarımızda sarıp temizledik. Hastalandığında bütün gece başında bekledik. Ayrıca karnında büyüyen bebek de bizim torunumuz! Biz de gençken bir sürü hata yaptık. Tabii ki bu durum daha farklı ve daha zor. Fakat Begüm tek başına sokakta kalırsa daha kötü bir şey de olabilir. Yani, bize daha fazla utanç getirebilir. Ayrıca, eve dönerse ona yardımcı olabiliriz.” Hamza sessizce oturarak karısını dinledi. Güçlü bir savunma ortaya koymuştu, ayrıca dediklerinin doğru olduğunu da biliyordu. Ancak Hamza hiçbir zaman acele karar vermezdi, düşünmek için zamana ihtiyacı vardı. Yasemin çay bardaklarını topladı ve Hamza'yı yalnız bıraktı. Kutsal Kitap'ı okurken, Allah'ın peygamberleri arasında pek çok etkileyici karakter göreceğiz. Yasemin bunu belki biliyordu, belki de bilmiyordu, ama bu kişilerin kilit rollerinden biri arabuluculuk, yani şefaatçilikti. Allah'ın halkı yoldan çıktığında ya da Allah kendisini dinlemeyenleri yargılayacağı zaman, bu peygamberler Allah'a başvurarak rahmet ve bağışlanma için yalvarırlardı. Esas itibariyle, kendi başlarına getirmiş oldukları kaderi değiştirmesini Allah'tan istiyorlardı. Diğerleri için arabuluculuk eden ilk peygamberlerden biri, İbrahim'di. İbrahim peygamber, 85 yaşından 99 yaşına kadar, birbiri ardına gelen olaylarla dolu bir hayat yaşadı. Tıpkı Hamza Bey gibi, o da ailevî sorunlar yaşıyordu. Allah ona gelerek bir çocuk vaat etmişti. Bundan kısa süre sonra, yaşlanan Saray Allah'ın vaadinin yerine gelmesini umarak, İbrahim'i cariyesinden çocuk yapmaya ikna etti. Ancak gözlerine bilgece görünen şeyin, hatadan başka bir şey olmadığı ortaya çıktı. Kumalar arasındaki gerginlik o kadar büyüdü ki, Hacer kaçmak zorunda kaldı. Ancak her zaman kontrolü elinde tutan ve bizim karıştırdığımız işleri toparlayan Allah, Hacer'i geri gönderdi ve bir kez daha İbrahim'e antlaşmalarını hatırlattı. Rab İbrahim'e, 13 yıl öncesinde vaat ettiği çocuğa sahip olacağını, bu çocuğun Saray'ın rahminden geleceğini söyledi. İbrahim çocuğun adını İshak koyacaktı, ve Allah onunla ve soyuyla bir antlaşma yapacağını vaat etti. Bundan kısa süre sonra, İbrahim çadırının kapısında otururken RAB ona göründü. Uzaktan üç adamın yaklaştığını gördü. İbrahim, tıpkı öykümüzdeki Yasemin gibi, hizmet etme fırsatı gördü. Böylece adamları karşılamaya çıktı ve onları yıkanmak, dinlenmek ve yemek için davet etti. Sara ekmek pişirirken, İbrahim körpe ve besili bir buzağı seçip hazırlattı. Öyküye Yaratılış 18. bölüm, 8-15 ayetlerinden devam edelim: 8 İbrahim hazırlanan buzağıyı yoğurt ve sütle birlikte götürüp konuklarının önüne koydu. Onlar yerken o da yanlarında, ağacın altında durdu. 9 Konuklar, “Karın Sara nerede?” diye sordular. İbrahim, “Çadırda” diye yanıtladı. 10 RAB, “Gelecek yıl bu zamanda kesinlikle yanına döneceğim” dedi, “O zaman karın Sara'nın bir oğlu olacak.” Sara RAB'bin arkasında, çadırın girişinde durmuş, dinliyordu. 11 İbrahim'le Sara kocamışlardı, yaşları hayli ileriydi. Sara âdetten kesilmişti. 12 İçin için gülerek, “Bu yaştan sonra bu sevinci tadabilir miyim?” diye düşündü, “Üstelik efendim de yaşlı.” 13 RAB İbrahim'e sordu: “Sara niçin, ‘Bu yaştan sonra gerçekten çocuk sahibi mi olacağım?' diyerek güldü? 14 RAB için olanaksız bir şey var mı? Belirlenen vakitte, gelecek yıl bu zaman yanına döndüğümde Sara'nın bir oğlu olacak.” 15 Sara korktu, “Gülmedim” diyerek yalan söyledi. RAB, “Hayır, güldün” dedi. Metinden, bu umut haberinin Allah'tan geldiği anlaşılıyor. O İbrahim'e bir söz vermişti ve tutmaya kararlıydı. İleri yaşlarına rağmen, Allah onları bir çocukla kutsayacaktı. Fakat RAB onu yalnızca bu haberi getirmek için ziyaret etmemişti. 16-21 ayetlerinde okuyacağımız gibi, başka bir nedenle gelmişti. 16 Adamlar oradan ayrılırken Sodom'a doğru baktılar. İbrahim onları yolcu etmek için yanlarında yürüyordu. 17 RAB, “Yapacağım şeyi İbrahim'den mi gizleyeceğim?” dedi, 18 “Kuşkusuz İbrahim'den büyük ve güçlü bir ulus türeyecek, yeryüzündeki bütün uluslar onun aracılığıyla kutsanacak. 19 Doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi oğullarına ve soyuna buyursun diye İbrahim'i seçtim. Öyle ki, ona verdiğim sözü yerine getireyim.” 20 Sonra İbrahim'e, “Sodom ve Gomora büyük suçlama altında” dedi, “Günahları çok ağır. 21 Onun için inip bakacağım. Duyduğum suçlamalar doğru mu, değil mi göreceğim. Bunları yapıp yapmadıklarını anlayacağım.” Tıpkı Babil Kulesi gibi, Allah Sodom ve Gomora'nın durumunu araştırmak istedi. Kutsal Kitap, bu kentlere ilişkin suçlamaların Allah'ın önüne getirildiğini ve O'nun yargılamadan önce bunun doğru olup olmadığını görmek istediğini söylüyor. Ayrıca, Allah İbrahim'e yapmak üzere olduğu şeyi bildirmek istedi. Böylece Allah iki yardımcısını Sodom'a, Lut'un ve ailesinin yaşadığı kente göndererek İbrahim'le konuşmak için geride kaldı. Takip eden konuşma, İbrahim'in sevgisi ve peygamberliği ve Allah'ın adil yargısı hakkında pek çok şey bildiriyor. Bunu 22-33 ayetlerinde okuyabiliriz: 22 Adamlar oradan ayrılıp Sodom'a doğru gittiler. Ama İbrahim RAB'bin huzurunda kaldı.15 23 RAB'be yaklaşarak, “Haksızla birlikte haklıyı da mı yok edeceksin?” diye sordu, 24 “Kentte elli doğru kişi var diyelim. Orayı gerçekten yok edecek misin? İçindeki elli doğru kişinin hatırı için kenti bağışlamayacak mısın? 25 Senden uzak olsun bu. Haklıyı, haksızı aynı kefeye koyarak haksızın yanında haklıyı da öldürmek senden uzak olsun. Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı.” 26 RAB, “Eğer Sodom'da elli doğru kişi bulursam, onların hatırına bütün kenti bağışlayacağım” diye karşılık verdi. 27 İbrahim, “Ben toz ve külüm, bir hiçim” dedi, “Ama seninle konuşma yürekliliğini göstereceğim. 28 Kırk beş doğru kişi var diyelim, beş kişi için bütün kenti yok mu edeceksin?” RAB, “Eğer kentte kırk beş doğru kişi bulursam, orayı yok etmeyeceğim” dedi. 29 İbrahim yine sordu: “Ya kırk kişi bulursan?” RAB, “O kırk kişinin hatırı için hiçbir şey yapmayacağım” diye yanıtladı. 30 İbrahim, “Ya Rab, öfkelenme ama, otuz kişi var diyelim?” dedi. RAB, “Otuz kişi bulursam, kente dokunmayacağım” diye yanıtladı. 31 İbrahim, “Ya Rab, lütfen konuşma yürekliliğimi bağışla” dedi, “Eğer yirmi kişi bulursan?” RAB, “Yirmi kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim” diye yanıtladı. 32 İbrahim, “Ya Rab, öfkelenme ama, bir kez daha konuşacağım” dedi, “Eğer on kişi bulursan?” RAB, “On kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim” diye yanıtladı. 33 RAB İbrahim'le konuşmasını bitirince oradan ayrıldı, İbrahim de çadırına döndü. Tıpkı Yasemin'in Hamza'ya yaptığı gibi, İbrahim de başkası yararına Allah'a yalvarmayı kendi üzerine aldı. Allah'ın kutsallığına ve adil yargısına müracaat ederek, Sodom sakinlerinin doğru kişilerin hatırına affedilmesini diledi. Allah, en az 10 doğru kişi bulunursa kentleri yok etmemeyi kabul etti. Allah'ın insan suretine bürünüp İbrahim'le konuşmasına akıl sır ermez. Bu mantıkla açıklanamaz, ilahiyat da bunu açıklayamaz. Fakat Kutsal Kitap olduğunu söylüyor, öyleyse doğrudur! Sodom sakinleri için ne yazık ki, kentin surları içinde yaşayan 10 doğru kişi yoktu. İki adam kentin kapısına varıp Lut'la karşılaştıktan sonra, onun evine gittiler. Sodomluların habis karakterlerini ve şeytanî niyetlerini açığa çıkarmaları uzun sürmedi. Lut'un evini sardılar ve misafirlerini kendilerine teslim etmesini istediler. Bunlar ahlâksız bir topluluktu ve Lut karşı çıktıktan sonra onun hayatını tehdit ettiler. Bu noktada misafirler Lut'u içeri çekerek gerçek kimliklerini gösterdiler. Bunlar sıradan insanlar değillerdi! Melektiler ve Lut'un ailesine zarar vermeye çalışan kötü adamları kör ettiler. Muhteşem bir güç gösterisinden sonra, Lut'a ailesini alıp kent dışına çıkarmasını söylediler. Halkın günahları cezalandırılacaktı ve bu olurken Lut'un ailesinin orada olmaması önemliydi. Öykü, 19. bölüm, 15-17 ayetlerinde devam ediyor: 15 Tan ağarırken melekler Lut'a, “Karınla iki kızını al, hemen buradan uzaklaş” diye üstelediler, “Yoksa kent cezasını bulurken sen de canından olursun.” 16 Lut ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lut'la karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar. 17 Kent dışına çıkınca, adamlardan biri Lut'a, “Kaç, canını kurtar, arkana bakma” dedi, “Bu ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.” Lut meleklere yalvardı, fakat boşunaydı. Allah halkın kötülüğünü görmüştü ve ne yapılması gerektiğini biliyordu. Kötüler bir ders alana kadar bunun daha kaç kez olması gerekiyordu? Tövbe edip günahlarından dönene dek, daha kaç kez olacaktı? Lut, amcası İbrahim orada bulunup bir kez daha hayatını kurtardığı için şanslıydı. Kentten kaçarken arkalarına bakmamaları söylenmişti. 23-29 ayetlerini okuyarak öyküyü bitirelim: 23 Lut Soar'a vardığında güneş doğmuştu. 24 RAB Sodom ve Gomora'nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı. 25 Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti. 26 Ancak Lut'un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi. 27 İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün RAB'bin huzurunda durduğu yere gitti. 28 Sodom ve Gomora'ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu. 29 Tanrı ovadaki kentleri yok ederken İbrahim'i anımsamış ve Lut'un yaşadığı kentleri yok ederken Lut'u bu felaketin dışına çıkarmıştı. Sodom ve Gomora yok edilmişti. İbrahim ovaya baktığında, sanki ateş ve duman püskürten dev bir fırın gibiydi. Allah İbrahim'e verdiği sözü tutmuş ve kentleri bağışlamamasına rağmen Lut'un ailesini kurtarmıştı. Lut ile kızları, Sodom ve Gomora halkının kaderini paylaşmadılar. Her hafta pazara alışverişe gittiğimizde, en iyi kaliteli malları en iyi fiyatlarla almak isteriz. Sokağın bir ucundan öbür ucuna yürüyerek en uygun fiyatlara bakarız. Satıcılarla pazarlık ederek elmanın, domatesin, biberin ve yumurtanın fiyatını indirtmeye çalışırız. Ancak elmadan, domatesten ve gömlekten daha önemli bir şey var. Diğer insanların hayatları! İbrahim Sodom ve Gomora'da kötü insanlar yaşadığını bilmesine rağmen, hayatın değerini anlayarak onlar için arabuluculuk etti. Hüküm bir kez verildiğinde, tövbe etmek için başka bir şansları olmayacağını biliyordu. Kaderleri kesinleşmiş olacaktı. Biz de, İbrahim'in Sodom ve Gomora halkları için yaptığı gibi, başkaları yararına arabuluculuk etme sevgisi ve isteğine sahip olmalıyız.



Want to learn a language?


Learn from this text and thousands like it on LingQ.

  • A vast library of audio lessons, all with matching text
  • Revolutionary learning tools
  • A global, interactive learning community.

Language learning online @ LingQ

Hiçbir arkadaşınızın ya da kardeşinizin başı belaya girip, ona yardım etmek için araya girdiğiniz oldu mu? Belki bir öğretmenden, annenizden ya da babanızdan ceza almak üzereydiler ve siz ceza verecek olanı onu affetmeye veya cezasını hafifletmeye ikna ettiniz. Ya da daha iyisi, başka birisi bunu sizin için yaptı. Herhangi bir çocuğa bu soruları sorarsanız, size hemen bir-iki öykü anlatabilir! Şefaat de denilen, başkalarına yardım etmek için arabuluculuk yapmak, üzerinde düşünülmesi gereken en güçlü kavramlardan biridir. Ayrıca, gerçekleştirildiğinde en güçlü ve yaşam değiştirici eylemlerden biri olur! Şimdi başkalarının yararına arabuluculuk yapan iki kişinin öykülerini inceleyelim. Hamza Bey çay içerek birkaç el okey oynamanın sinirlerini yatıştıracağını düşünmüştü. Fakat hâlâ midesinde bir düğüm vardı. Ailenin reisi olarak bir duruş sergilemesi gerektiğini biliyordu. Begüm'ün evlilik dışı hamile kalarak bütün aileye yüzkarası olmasından sonra aileden atılması gerektiğini biliyordu. Ancak derinlerde bir yerlerde, kızının tek başına kalması düşüncesi ona sıkıntı veriyordu. Nerede olduğunu ve başına neler gelebileceğini düşündü. Haberi ilk kez Begüm'ün kendi ağzından duyduğunda duygularına hakim olamamıştı. Fakat ilk şok geçtikten sonra, iyice aklı karışmıştı. Kimseye itiraf edemiyordu, ama sanki kalbi ikiye yarılmıştı. Bir yanda, olan olmuştu. Hayat artık eskisi gibi olamazdı. Hem sonra aile ne düşünecekti, hele komşular? Diğer yandan ise, ailenin bir şeyler olduğunu anlamaları an meselesiydi. Begüm'ü affetmeyi ve bu soruna bir çözüm bulmayı çok istiyordu, fakat omuzlarında toplumun, dinin ve gururun baskısını hissediyordu. Hamza, kendi kendine: “Neden her şey eskisi gibi olamıyor? Ben çocukken hayat çok daha kolaydı. İnsanlar geleneklere riayet ederlerdi. Bir oğlan ve kız, hiçbir zaman ailelerine ihanet etmezlerdi. Fakat zamanlar değişti. Kendi başlarına düşünmek istiyorlar. Kimi zaman bu nesli hiç anlamıyorum.” diye düşündü. Hamza, işyerinde bir uzun gün daha geçirdikten sonra sakin bir şekilde evine döndü. Masada oturup akşam yemeğini yerken, sağındaki boş sandalyeyi fark etmek zor değildi. Diğer kızı Ayşe ise solunda olmasına rağmen, sanki orada değilmiş gibiydi. Kıkır kıkır gülerek herkese gününün nasıl geçtiğini sormak yerine, orada sessizce oturuyordu. Yemek bitip karısı Yasemin ortalığı toplamaya başladığında, Hamza televizyon izlemeye oturdu. Karısının gözlerindeki ifadeden, konuşmak istediğini anlayabiliyordu. Yasemin dünyasal anlamda eğitimli değildi. Liseyi bile bitirmemişti, ancak ondan daha ağırbaşlı bir kadın bulmak zordu. Misafirperver, sevgi dolu ve şefkatliydi. Başkalarına hizmet etme düşüncesini sevmeyen tanıdığı bazı insanların aksine, Yasemin bundan zevk alıyordu. Yaşlı bir komşuyu ziyaret etmediği, mahallenin köpeklerini beslemediği veya arkadaşlarını arayıp sormadığı bir gün geçmiyordu. Fakat tıpkı Hamza gibi, geçen hafta onun için de çok zor olmuştu. Hayatın böyle devam edemeyeceğini biliyordu. Bu nedenle, Hamza'dan Begüm'ün eve dönmesine izin vermesini istemeye karar verdi. Telâşla çayı hazırladı ve oturma odasında Hamza'yla birlikte oturdu. Yasemin “Acaba Begüm şimdi ne yapıyordur? Yemek yemiş midir, yoksa aç mıdır?” dedi. Hamza “Tek derdimiz bu mu şimdi? Umurumda bile değil!” dedi. “Yalan söylüyorsun! Günlerdir uyumadın. Beş gündür de neredeyse hiçbir şey yemedin.” Hamza “Of ya! Ne diye üsteleyip duruyorsun? Biraz hastayım, o kadar!” dedi. “Hamza! Yazıklar olsun sana! Yüzüme bak ve doğru söyle. Beni kandıramazsın. Sen de Begüm'ü düşünüyorsun. Ne yapacağız?” Hamza “Olan oldu. Yapacak bir şey yok!” karşılığını verdi. “Hamza, Begüm bizim kızımız. Doğduğunda onu kollarımızda sarıp temizledik. Hastalandığında bütün gece başında bekledik. Ayrıca karnında büyüyen bebek de bizim torunumuz! Biz de gençken bir sürü hata yaptık. Tabii ki bu durum daha farklı ve daha zor. Fakat Begüm tek başına sokakta kalırsa daha kötü bir şey de olabilir. Yani, bize daha fazla utanç getirebilir. Ayrıca, eve dönerse ona yardımcı olabiliriz.” Hamza sessizce oturarak karısını dinledi. Güçlü bir savunma ortaya koymuştu, ayrıca dediklerinin doğru olduğunu da biliyordu. Ancak Hamza hiçbir zaman acele karar vermezdi, düşünmek için zamana ihtiyacı vardı. Yasemin çay bardaklarını topladı ve Hamza'yı yalnız bıraktı. Kutsal Kitap'ı okurken, Allah'ın peygamberleri arasında pek çok etkileyici karakter göreceğiz. Yasemin bunu belki biliyordu, belki de bilmiyordu, ama bu kişilerin kilit rollerinden biri arabuluculuk, yani şefaatçilikti. Allah'ın halkı yoldan çıktığında ya da Allah kendisini dinlemeyenleri yargılayacağı zaman, bu peygamberler Allah'a başvurarak rahmet ve bağışlanma için yalvarırlardı. Esas itibariyle, kendi başlarına getirmiş oldukları kaderi değiştirmesini Allah'tan istiyorlardı. Diğerleri için arabuluculuk eden ilk peygamberlerden biri, İbrahim'di. İbrahim peygamber, 85 yaşından 99 yaşına kadar, birbiri ardına gelen olaylarla dolu bir hayat yaşadı. Tıpkı Hamza Bey gibi, o da ailevî sorunlar yaşıyordu. Allah ona gelerek bir çocuk vaat etmişti. Bundan kısa süre sonra, yaşlanan Saray Allah'ın vaadinin yerine gelmesini umarak, İbrahim'i cariyesinden çocuk yapmaya ikna etti. Ancak gözlerine bilgece görünen şeyin, hatadan başka bir şey olmadığı ortaya çıktı. Kumalar arasındaki gerginlik o kadar büyüdü ki, Hacer kaçmak zorunda kaldı. Ancak her zaman kontrolü elinde tutan ve bizim karıştırdığımız işleri toparlayan Allah, Hacer'i geri gönderdi ve bir kez daha İbrahim'e antlaşmalarını hatırlattı. Rab İbrahim'e, 13 yıl öncesinde vaat ettiği çocuğa sahip olacağını, bu çocuğun Saray'ın rahminden geleceğini söyledi. İbrahim çocuğun adını İshak koyacaktı, ve Allah onunla ve soyuyla bir antlaşma yapacağını vaat etti. Bundan kısa süre sonra, İbrahim çadırının kapısında otururken RAB ona göründü. Uzaktan üç adamın yaklaştığını gördü. İbrahim, tıpkı öykümüzdeki Yasemin gibi, hizmet etme fırsatı gördü. Böylece adamları karşılamaya çıktı ve onları yıkanmak, dinlenmek ve yemek için davet etti. Sara ekmek pişirirken, İbrahim körpe ve besili bir buzağı seçip hazırlattı. Öyküye Yaratılış 18. bölüm, 8-15 ayetlerinden devam edelim: 8 İbrahim hazırlanan buzağıyı yoğurt ve sütle birlikte götürüp konuklarının önüne koydu. Onlar yerken o da yanlarında, ağacın altında durdu. 9 Konuklar, “Karın Sara nerede?” diye sordular. İbrahim, “Çadırda” diye yanıtladı. 10 RAB, “Gelecek yıl bu zamanda kesinlikle yanına döneceğim” dedi, “O zaman karın Sara'nın bir oğlu olacak.” Sara RAB'bin arkasında, çadırın girişinde durmuş, dinliyordu. 11 İbrahim'le Sara kocamışlardı, yaşları hayli ileriydi. Sara âdetten kesilmişti. 12 İçin için gülerek, “Bu yaştan sonra bu sevinci tadabilir miyim?” diye düşündü, “Üstelik efendim de yaşlı.” 13 RAB İbrahim'e sordu: “Sara niçin, ‘Bu yaştan sonra gerçekten çocuk sahibi mi olacağım?' diyerek güldü? 14 RAB için olanaksız bir şey var mı? Belirlenen vakitte, gelecek yıl bu zaman yanına döndüğümde Sara'nın bir oğlu olacak.” 15 Sara korktu, “Gülmedim” diyerek yalan söyledi. RAB, “Hayır, güldün” dedi. Metinden, bu umut haberinin Allah'tan geldiği anlaşılıyor. O İbrahim'e bir söz vermişti ve tutmaya kararlıydı. İleri yaşlarına rağmen, Allah onları bir çocukla kutsayacaktı. Fakat RAB onu yalnızca bu haberi getirmek için ziyaret etmemişti. 16-21 ayetlerinde okuyacağımız gibi, başka bir nedenle gelmişti. 16 Adamlar oradan ayrılırken Sodom'a doğru baktılar. İbrahim onları yolcu etmek için yanlarında yürüyordu. 17 RAB, “Yapacağım şeyi İbrahim'den mi gizleyeceğim?” dedi, 18 “Kuşkusuz İbrahim'den büyük ve güçlü bir ulus türeyecek, yeryüzündeki bütün uluslar onun aracılığıyla kutsanacak. 19 Doğru ve adil olanı yaparak yolumda yürümeyi oğullarına ve soyuna buyursun diye İbrahim'i seçtim. Öyle ki, ona verdiğim sözü yerine getireyim.” 20 Sonra İbrahim'e, “Sodom ve Gomora büyük suçlama altında” dedi, “Günahları çok ağır. 21 Onun için inip bakacağım. Duyduğum suçlamalar doğru mu, değil mi göreceğim. Bunları yapıp yapmadıklarını anlayacağım.” Tıpkı Babil Kulesi gibi, Allah Sodom ve Gomora'nın durumunu araştırmak istedi. Kutsal Kitap, bu kentlere ilişkin suçlamaların Allah'ın önüne getirildiğini ve O'nun yargılamadan önce bunun doğru olup olmadığını görmek istediğini söylüyor. Ayrıca, Allah İbrahim'e yapmak üzere olduğu şeyi bildirmek istedi. Böylece Allah iki yardımcısını Sodom'a, Lut'un ve ailesinin yaşadığı kente göndererek İbrahim'le konuşmak için geride kaldı. Takip eden konuşma, İbrahim'in sevgisi ve peygamberliği ve Allah'ın adil yargısı hakkında pek çok şey bildiriyor. Bunu 22-33 ayetlerinde okuyabiliriz: 22 Adamlar oradan ayrılıp Sodom'a doğru gittiler. Ama İbrahim RAB'bin huzurunda kaldı.15 23 RAB'be yaklaşarak, “Haksızla birlikte haklıyı da mı yok edeceksin?” diye sordu, 24 “Kentte elli doğru kişi var diyelim. Orayı gerçekten yok edecek misin? İçindeki elli doğru kişinin hatırı için kenti bağışlamayacak mısın? 25 Senden uzak olsun bu. Haklıyı, haksızı aynı kefeye koyarak haksızın yanında haklıyı da öldürmek senden uzak olsun. Bütün dünyayı yargılayan adil olmalı.” 26 RAB, “Eğer Sodom'da elli doğru kişi bulursam, onların hatırına bütün kenti bağışlayacağım” diye karşılık verdi. 27 İbrahim, “Ben toz ve külüm, bir hiçim” dedi, “Ama seninle konuşma yürekliliğini göstereceğim. 28 Kırk beş doğru kişi var diyelim, beş kişi için bütün kenti yok mu edeceksin?” RAB, “Eğer kentte kırk beş doğru kişi bulursam, orayı yok etmeyeceğim” dedi. 29 İbrahim yine sordu: “Ya kırk kişi bulursan?” RAB, “O kırk kişinin hatırı için hiçbir şey yapmayacağım” diye yanıtladı. 30 İbrahim, “Ya Rab, öfkelenme ama, otuz kişi var diyelim?” dedi. RAB, “Otuz kişi bulursam, kente dokunmayacağım” diye yanıtladı. 31 İbrahim, “Ya Rab, lütfen konuşma yürekliliğimi bağışla” dedi, “Eğer yirmi kişi bulursan?” RAB, “Yirmi kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim” diye yanıtladı. 32 İbrahim, “Ya Rab, öfkelenme ama, bir kez daha konuşacağım” dedi, “Eğer on kişi bulursan?” RAB, “On kişinin hatırı için kenti yok etmeyeceğim” diye yanıtladı. 33 RAB İbrahim'le konuşmasını bitirince oradan ayrıldı, İbrahim de çadırına döndü. Tıpkı Yasemin'in Hamza'ya yaptığı gibi, İbrahim de başkası yararına Allah'a yalvarmayı kendi üzerine aldı. Allah'ın kutsallığına ve adil yargısına müracaat ederek, Sodom sakinlerinin doğru kişilerin hatırına affedilmesini diledi. Allah, en az 10 doğru kişi bulunursa kentleri yok etmemeyi kabul etti. Allah'ın insan suretine bürünüp İbrahim'le konuşmasına akıl sır ermez. Bu mantıkla açıklanamaz, ilahiyat da bunu açıklayamaz. Fakat Kutsal Kitap olduğunu söylüyor, öyleyse doğrudur! Sodom sakinleri için ne yazık ki, kentin surları içinde yaşayan 10 doğru kişi yoktu. İki adam kentin kapısına varıp Lut'la karşılaştıktan sonra, onun evine gittiler. Sodomluların habis karakterlerini ve şeytanî niyetlerini açığa çıkarmaları uzun sürmedi. Lut'un evini sardılar ve misafirlerini kendilerine teslim etmesini istediler. Bunlar ahlâksız bir topluluktu ve Lut karşı çıktıktan sonra onun hayatını tehdit ettiler. Bu noktada misafirler Lut'u içeri çekerek gerçek kimliklerini gösterdiler. Bunlar sıradan insanlar değillerdi! Melektiler ve Lut'un ailesine zarar vermeye çalışan kötü adamları kör ettiler. Muhteşem bir güç gösterisinden sonra, Lut'a ailesini alıp kent dışına çıkarmasını söylediler. Halkın günahları cezalandırılacaktı ve bu olurken Lut'un ailesinin orada olmaması önemliydi. Öykü, 19. bölüm, 15-17 ayetlerinde devam ediyor: 15 Tan ağarırken melekler Lut'a, “Karınla iki kızını al, hemen buradan uzaklaş” diye üstelediler, “Yoksa kent cezasını bulurken sen de canından olursun.” 16 Lut ağır davrandı, ama RAB ona acıdı. Adamlar Lut'la karısının ve iki kızının elinden tutup onları kentin dışına çıkardılar. 17 Kent dışına çıkınca, adamlardan biri Lut'a, “Kaç, canını kurtar, arkana bakma” dedi, “Bu ovanın hiçbir yerinde durma. Dağa kaç, yoksa ölür gidersin.” Lut meleklere yalvardı, fakat boşunaydı. Allah halkın kötülüğünü görmüştü ve ne yapılması gerektiğini biliyordu. Kötüler bir ders alana kadar bunun daha kaç kez olması gerekiyordu? Tövbe edip günahlarından dönene dek, daha kaç kez olacaktı? Lut, amcası İbrahim orada bulunup bir kez daha hayatını kurtardığı için şanslıydı. Kentten kaçarken arkalarına bakmamaları söylenmişti. 23-29 ayetlerini okuyarak öyküyü bitirelim: 23 Lut Soar'a vardığında güneş doğmuştu. 24 RAB Sodom ve Gomora'nın üzerine gökten ateşli kükürt yağdırdı. 25 Bu kentleri, bütün ovayı, oradaki insanların hepsini ve bütün bitkileri yok etti. 26 Ancak Lut'un peşisıra gelen karısı dönüp geriye bakınca tuz kesildi. 27 İbrahim sabah erkenden kalkıp önceki gün RAB'bin huzurunda durduğu yere gitti. 28 Sodom ve Gomora'ya ve bütün ovaya baktı. Yerden, tüten bir ocak gibi duman yükseliyordu. 29 Tanrı ovadaki kentleri yok ederken İbrahim'i anımsamış ve Lut'un yaşadığı kentleri yok ederken Lut'u bu felaketin dışına çıkarmıştı. Sodom ve Gomora yok edilmişti. İbrahim ovaya baktığında, sanki ateş ve duman püskürten dev bir fırın gibiydi. Allah İbrahim'e verdiği sözü tutmuş ve kentleri bağışlamamasına rağmen Lut'un ailesini kurtarmıştı. Lut ile kızları, Sodom ve Gomora halkının kaderini paylaşmadılar. Her hafta pazara alışverişe gittiğimizde, en iyi kaliteli malları en iyi fiyatlarla almak isteriz. Sokağın bir ucundan öbür ucuna yürüyerek en uygun fiyatlara bakarız. Satıcılarla pazarlık ederek elmanın, domatesin, biberin ve yumurtanın fiyatını indirtmeye çalışırız. Ancak elmadan, domatesten ve gömlekten daha önemli bir şey var. Diğer insanların hayatları! İbrahim Sodom ve Gomora'da kötü insanlar yaşadığını bilmesine rağmen, hayatın değerini anlayarak onlar için arabuluculuk etti. Hüküm bir kez verildiğinde, tövbe etmek için başka bir şansları olmayacağını biliyordu. Kaderleri kesinleşmiş olacaktı. Biz de, İbrahim'in Sodom ve Gomora halkları için yaptığı gibi, başkaları yararına arabuluculuk etme sevgisi ve isteğine sahip olmalıyız.

×

We use cookies to help make LingQ better. By visiting the site, you agree to our cookie policy.